PSİKOLOGLAR İNSANLARIN NEDEN ANİDEN KİŞİSEL SIRLARINI TANIMADIKLARI KİŞİLERE İFŞA ETTİKLERİNİ ANLATIYOR

PSİKOLOGLAR İNSANLARIN NEDEN ANİDEN KİŞİSEL SIRLARINI TANIMADIKLARI KİŞİLERE İFŞA ETTİKLERİNİ ANLATIYORPSİKOLOGLAR İNSANLARIN NEDEN ANİDEN KİŞİSEL SIRLARINI TANIMADIKLARI KİŞİLERE İFŞA ETTİKLERİNİ ANLATIYOR

PSİKOLOGLAR İNSANLARIN NEDEN ANİDEN KİŞİSEL SIRLARINI TANIMADIKLARI KİŞİLERE İFŞA ETTİKLERİNİ ANLATIYOR

Beynimizin sırlarını karşılaştığımız ilk yol arkadaşıyla paylaşmasının nedeninin ne olduğu anlaşılıyor.
Silicon Canals’ın haberine göre, psikologlar insanların neden aniden kişisel sırlarını tanımadıkları kişilere – bir baristaya, bir taksi şoförüne veya uçaktaki bir komşuya – ifşa ettiklerini açıklıyor .

Araştırmacılar Nicholas Epley ve Juliana Schroeder, Chicago’daki banliyö tren yolcuları arasında bir deney gerçekleştirdi. Bir gruba yanlarında oturan bir yabancıyla sohbet etmeleri, diğer bir gruba tüm yolculuk boyunca sessiz kalmaları, üçüncü bir gruba ise her zamanki gibi yolculuk etmeleri istendi. Konuşanların yolculuktan en çok keyif aldıkları, sessiz yolcuların ise en kötü deneyimi yaşadıkları ortaya çıktı. İlginç bir şekilde, önceden anket yapılan yolcuların çoğunluğu sessiz kalmayı tercih edeceklerini belirtmişti; başka bir deyişle, insanlar bir yabancıyla sohbetin ne kadar keyifli olabileceğini sistematik olarak yanlış değerlendiriyorlar. Araştırmacılar ayrıca Londra Metrosu yolcuları arasında da benzer bir sonuç buldu.

Araştırmacılar Jillian Sandstrom ve Elizabeth Dunn, Vancouver’daki bir Starbucks’ta benzer bir etkiyi belgelediler. Bazı müşterilerden barista ile kısa ama samimi bir iletişim kurmaları istendi; gülümsemeleri, göz teması kurmaları ve birkaç kelime alışverişinde bulunmaları istendi. Buna karşılık, diğerlerine mümkün olduğunca mesafeli ve iş odaklı kalmaları tavsiye edildi. Barista ile etkileşim kuranlar kendilerini önemli ölçüde daha mutlu hissettiler; araştırmacılar bu aidiyet duygusunu, sadece birkaç saniyelik sıcak bir temasa bile bağlıyorlar.
Michael Kardas, Amit Kumar ve Nicholas Epley’in yaptığı bir başka çalışma, insanların neden genellikle yabancılarla samimi konuşmalardan korktuğunu gösterdi. Katılımcılardan ya hava durumu hakkında ya da birinin önünde en son ne zaman ağladıkları hakkında konuşmaları istendi. Her iki tür konuşma da, özellikle samimi olanlar, katılımcıların beklediğinden daha iyi geçti. Bunun nedeni basit: İnsanlar, karşıdaki kişinin hikayeleriyle ilgilenmediğini varsayıyor, oysa gerçekte durum tam tersi.

Bilim insanları, insanların uçaklarda neden bu kadar sık ​​bilgi paylaştığının açıklamasının beyin fonksiyonlarıyla bağlantılı olduğuna inanıyor. Harvard Üniversitesi araştırmacıları Diana Tamir ve Jason Mitchell, kişinin kendisi hakkında bilgi paylaşmasının, beyinde yiyecek veya paraya verilen tepkiyle aynı ödül sistemini harekete geçirdiğini keşfetti. Deney katılımcıları, kendileri hakkında bir şeyler paylaşma fırsatı için az miktarda para vermeye bile razıydılar.
Uçakta veya takside bu ihtiyaç ücretsiz olarak karşılanır: bir yabancının kişiyle ortak bir geçmişi yoktur, onu sonradan yargılamaz ve asla bir aile kutlamasına gelmez. Bu nedenle, tanıdık iletişim kanalları tıkandığında ve konuşma ihtiyacı güçlü olduğunda, bu ihtiyaç tam olarak bu tür gündelik sohbetlerde ortaya çıkar.

Eski bir restoran müdürü olan yazar, restoran çalışanlarının çoğu zaman düzenli müşterileri hakkında en yakın arkadaşlarından daha fazla şey bildiğini belirtiyor; sağlık durumlarından sadakatsizliklerine ve işten çıkarılmalarına kadar her şeyi biliyorlar. Ona göre, bu müşterilerin çoğunun psikolojik sorunları yoktu; sadece sakin bir şekilde dinleyecek ve konuşmayı kendilerine yönlendirmeyecek birine ihtiyaç duyuyorlardı.

Psikologlar, şoförlere veya garsonlara kişisel bilgilerini anlatma alışkanlığı edinenlere şu soruyu sormalarını tavsiye ediyor: Sevdiklerinden hangisi bu hikayeyi henüz duymadı ve en son anlatmaya çalıştıklarında ne oldu? Ve aniden dertlerini paylaşacak birine dönüşenlere de bunu bir yük olarak algılamamaları tavsiye ediliyor; araştırmacılara göre bu tür konuşmaların çoğu iyi sonuçlanıyor.

Bir yanıt yazın